Ana Sayfa Arama Galeri Video
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Kultur Koleji

Dizdar: Bazı kanser bulguları, artan tetkik imkanlarıyla daha erken fark ediliyor

🔊 Haberi Sesli Dinle Hazır ▶ Dinle ⏸ Duraklat ⏹
Şehrazat Künefe
Haberi Sesli Dinle Hazır

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, kanserin oluşumu, bağışıklık sisteminin rolü ve tanı süreçleri hakkında değerlendirmelerde bulundu. Tetkik ve görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla bazı bulguların daha sık tespit edildiğini belirten Dizdar, “Pimpirikliler daha çok kanser oluyor” ifadesini, kişilerin daha fazla tetkik yaptırmasıyla açıkladı.

Dizdar, 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı kapsamında düzenlenen söyleşide vatandaşlarla buluştu. Söyleşinin ardından İHA’ya açıklamalarda bulunan Dizdar, kanserle ilgili merak edilen soruları yanıtladı.

“Kanser hücresi aslında insan vücudunda var”

Kanser hücrelerinin oluşumuna ilişkin konuşan Dizdar, bölünme halindeki hücrelerin kanserleşme potansiyeli taşıdığını söyledi. Dizdar, “Kanser hücresi aslında insan vücudunda var. Daha doğrusu, bölünmekte olan bütün hücrelerin kanser hücresine dönüşme potansiyeli var. Baktığınız zaman bunlar dönüşmüyorlar” dedi.

Hücrelerin kanserleşmesini yalnızca DNA hasarıyla açıklamanın yeterli olmadığını belirten Dizdar, çevredeki bağ dokusunun da hücreleri kontrol altında tuttuğunu ifade etti. Bu durumu, kişinin arkasındaki demir yapı sayesinde rahatça yaslanabilmesine benzeten Dizdar, “O yüzden hücrenin potansiyeli var ama her zaman kontrol altında” diye konuştu.

“Bu biraz anahtar ve kilit ilişkisi gibi”

Bağışıklık sisteminin kanserleşmeye başlayan hücrelerin bir bölümünü kontrol ettiğini belirten Dizdar, hücrelerin tanınabilmesi için belirli kodların bulunması gerektiğini söyledi. Dizdar, “Bu biraz anahtar ve kilit ilişkisi gibi. Eğer o olmazsa, o zaman tanımıyor” ifadelerini kullandı.

Sürecin yalnızca bağışıklık sistemiyle açıklanamayacağını dile getiren Dizdar, hücrelerin çevresindeki yapının da önemli olduğunu belirtti. Bu durumu “vücudun mahalle baskısı” olarak nitelendiren Dizdar, bu baskının hücrenin düzenini korumasına katkı sağladığını kaydetti.

“Kurcalarsanız çıkıyor”

Görüntüleme ve tetkik yöntemlerinin kullanımının artmasıyla bazı bulguların daha fazla ortaya çıkarıldığını anlatan Dizdar, özellikle ultrasonun yaygınlaşmasına dikkati çekti.

Dizdar, “Bakın ‘pimpirikliler daha çok kanser oluyor’ desem, inanın bana çünkü gidip kurcalıyor. Kurcalarsanız çıkıyor. Hepimizin tiroidinde nodül var” dedi. Amerika’daki istatistiklerde 1997 yılında nodül tespitlerinde artış görüldüğünü belirten Dizdar, bunun ultrason kullanımının yaygınlaşmasıyla ilişkili olduğunu söyledi.

1988 yılında Batman’da mecburi hizmet yaptığı dönemde yalnızca bir ultrason cihazı bulunduğunu aktaran Dizdar, bugün ise cihazların birçok muayenehanede bulunduğunu ifade etti. Dizdar, “O yüzden çok kurcalatmayın diyorum. Pimpiriklilerin de sık sık meme kanseri çıkartmalarının nedeni fazla kurcalamaları” diye konuştu.

“Ne deriye ne kasa doğru düzgün bir metastaz görmüyoruz”

Kanser hücrelerinin farklı organlara yayılması anlamına gelen metastaz konusunda da değerlendirmelerde bulunan Dizdar, bu alanın tıpta halen tartışıldığını söyledi.

İnsan vücudunda en fazla dokunun kaslarda bulunduğunu belirten Dizdar, bu nedenle metastazın kas dokusunda daha sık görülmesinin beklenebileceğini ifade etti. Ancak uygulamada metastazın daha çok karaciğer ve akciğerde görüldüğünü dile getiren Dizdar, “Ne deriye, ne kasa doğru düzgün bir metastaz görmüyoruz ama karaciğer ve akciğere görüyoruz” dedi.

Dizdar, metastazın hücrelerin belirli organlara yerleşip çoğalmasıyla mı yoksa vücudun genelindeki bir değişimle mi ortaya çıktığı sorusunun tıp dünyasında henüz yanıtlanamadığını belirtti.

“Yaşlılık ekstra risk getiriyor”

Kanser riskinin yaşla birlikte artmasına ilişkin de konuşan Dizdar, yaş ilerledikçe hasarın arttığı yönünde teorik bir açıklama bulunduğunu ancak bunun kesin bir kural olmadığını söyledi. Bazı insanların 90 yaşına kadar ciddi bir hastalık yaşamadan aktif şekilde hayatını sürdürdüğünü belirten Dizdar, yaş ilerledikçe kişilerin daha fazla endişe duyabildiğini ifade etti.

Dizdar, yaşla birlikte bazı bulguların daha kolay tespit edildiğini belirterek, “Benim yaşımda birinin prostatında illaki nodül vardır diye düşünebilirsin. Eğer çok daha iyi bakarsan 50 yaşında da bulursun ama 70 yaşında kesin vardır. Bu kanser midir, değil ama bakarsan mikroskopik olarak evet, prostat karsinomu tanısını alırsın” dedi. Dizdar, bu nedenle yaşlılığın başlı başına ek bir risk oluşturduğunu kaydetti.

“Kanserde ilk tedavide çok başarılı oluyoruz”

Kanser tedavisinin başlangıçta etkili olmasına rağmen bazı hastalarda hastalığın ilerleyen dönemde yeniden ortaya çıkabildiğini belirten Dizdar, bunun hücrelerin tedaviye uyum sağlamasıyla açıklanmaya çalışıldığını söyledi.

Dizdar, “İlk başta hücrelerin bir kısmı bundan kayboluyor, gidiyor fakat bazı hücreler de etkilenmediği için onlar çoğalıp diğerlerinin yerini alıyor” dedi. Kanserde ilk tedavinin çoğu zaman başarılı olduğunu ifade eden Dizdar, asıl sorunun hastalığın 3 veya 6 ay sonra tekrarlaması olduğunu dile getirdi.

Bu sürecin henüz kesin olarak çözülemediğini belirten Dizdar, gizli kalmış hücrelerin yeniden aktif hale gelmesinin olası açıklamalardan biri olduğunu söyledi. Dizdar, kemoterapinin bir yıl sürmesinin arkasında da bu yaklaşımın bulunduğunu, ancak farklı ihtimallerin de ileride tartışılabileceğini ifade etti.